“Si Amélie préfere vivre dans la mere, et rester une jeune fille introvertie, c’est son droit. Car rater sa vie est un droit inaliénable!”
hiç unutmayan kadınlar vardır…
herşeye rağmen yağmur kalan kadınlar vardır.
ben iyiyim şimdi sen nasılsın?
biten şeylerin ardından / topla gözlerini yollardan.
kadınlara benzeyen kadınlar giriyor pencerenden.
“aynı göğü rengarenk eden şey içini artık ısıtmıyor, biliyorsun.”
“içimdeki kanı boşaltıp yerine soğuk nefesini üflüyor.”
Anonymous asked: şu son fotoğraftaki sevgilin miydi
hayır, çok çok yakın bir arkadaşım.
Ya mayısları gömelim, ya mayıslara kendimizi dedim, duydun mu?
yüzlerce kez yanıldım ben. ama çirkin, mahvolmuş, umutsuz ve hem zehirlenmiş hem de zehirleyen biri olduğum için haklıymış gibi görünebiliyordum. hatalıymasım bile -birazcık da olsa- bana daha başka ne yapılabilirdi ki zaten?
bizim mantığımızla hayatın mantığı asla uyuşmuyordu. -raif.
ölürken yanımda kimseyi istemiyorum bu dili konuşan. bu dili konuşan kimse olmasın ben ölürken. sadece susadığımı bilsinler, yeter.
“ nefret etmek için ölü olmak gerektiğine inandırılmıştı, köşesine çekildi, sabaha kadar dinmedi. “
Gitmek için kalktım. Söyleyecek bir şey kalmadığını konuşmuştuk mutfakta çaydanlığı boşaltırken. Sadece çaydanlığın değil, anın da içini boşalttı. Ben yardım ettim çatlak ellerimle. Ellerim iyileşmiyordu hala, hayır.
Hatırladıkça söyleyecek bir şey kalmadığını, rengin derinliği büyüyor.
gene de düşünmeden edemiyorum.
öğleden sonra, saat iki buçuk.
bildik tat.
akşamüzeri, saat beş yirmi iki.
telaş.
akşam, saat yedi on sekiz.
“insanları bana göstermeyin, beni onlardan uzak tutun! uzak … kendimde değilim.”
-bu sokağı bul, sonrası çay muhabbet .. cevizli kurabiyem de var.
+edepsiz. ne kötülük ediyorsun böyle!